brisin

Ramazan Özel


 




 

Aziz ve muhterem Müslümanlar!


Bugün yeryüzünde yaşayan iki milyara yakın Müslümanın iki büyük bayramlarından biri olan Ramazan Bayramı'dır.

Bayram günleri Allahu Azîmüşşan'ın bizlere İlahî bir lütfudur.

Biz de O'na hamd ü sena eder; tevhid, teşbih ve tekbirlerle O'na kul ve asker olmanın izzet ve şerefini bütün kâinata ilân ederiz.

îman ederiz ki, Allah birdir. Herşeyin dizgini O'nun elinde; herşeyin anahtarı O'nun yanındadır. Herşey O'nun emriyle halledilir.

Emir ve iradesi, havi ve kuvveti olmazsa hiçbirşey hiçbirşeye müdahale edemez.

Doğrudan doğruya herkes O'na müracaat edebilir. O'nun kapısı herkese açıktır. İhsanı ve merhameti çoktur.

îmanı olan herkes mânisiz, müdahalesiz, her halinde, her arzusunda, her anda, her yerde o ezel ve ebed Sultan'ına halini arzedebilir. Sonsuz rahmetinden, geniş af ve mağfiretinden istifade edebilir. Kudretine istinat ederek kemal-i ferah ve süruru kazanabilir. Allah'a açılan hiçbir el boş dönmez!

Bayram günleri sevinç ve neşe günleridir. Sevincin kaynağı mü'minin îmanıdır.

Hakikî saadet ve hâlis sürür ve şirin nimet ve safî lezzet, Allah'ı tanıyıp sevmektedir.

Cenab-ı Hakk'ı tanıyan ve seven bir insanın her günü bayram, her gecesi Kadir'dir.

Bayramdan önceki günlerin icaplarını yerine getiren, sonraki günlerde de O'na itaat ve kullukta devam edenlerin bayramı ne güzeldir!

Asıl marifet böyle günleri Allah ve Resûlü'nün çizdiği daire içinde yaşamaktır.

Gafletle geçen bayramlar, Ramazanlar faydasızdır!

Ramazan'da nefis ve şeytanın şerrinden uzak kalan Müslümanlar, bayramda düşmana teslim olmaktan sakınmalı, günahlardan uzak ve temiz hayatımızı muhafaza etmeliyiz.

Ölümün idamından kurtulmak, hayat yolumuzu saâdet-i ebediyeye çevirmek, ebedî bayramlara ulaşmak, yalnız îman ve itaatla, terbiye-i Muhammediye'yi (sav) kendimize rehber yapmakla mümkündür.

Mü'min kardeşlerim! Cenab-ı Hak Kur'ân-ı Kerim'de, "Kad eflaha men tezekkâ!" buyuruyor.

Yâni: 'Temizlenen, Rabbinin adını anıp O'na kulluk eden kimse şüphesiz kurtuluşa ermiştir."

Zekât ve fitresini veren, 5 vakitle beraber bayram namazını kılan, Allah'ı zikreden felah buldu.

Ramazan pazarından ebedî hayatı için ticaret yapan, büyük kârlar kazandı.

Ramazan orucunu tutanlar, nefisleriyle cihadda galip olanlar bayramı hakettiler.

Oruç ve namazla nefsini, zekât ve sadakayla malım Allah'a satanlar cennet gibi bir mükâfat alacaklar.

O şerefli kullar, bayram sabahında günahlardan arınmış olarak sevinçle mâbedlerde toplanmışlardır.

Allah çalışan kullarını sever, çalışmak ve kazanmak ne büyük saadet!

Ne mutlu sizlere! Allah ve Resûlü'ne itaat ettiniz, nefis ve şeytanla cihad ettiniz!

îmanınız hayatınıza hayat verdi, hükmetti...

Ömür seccadesinde hakikat namazları kıldınız, oruç tuttunuz...

Artık bayramın nuru ve huzuru hakkınızdır!

Bundan sonra da sağa sola sapmadan, îman ve Kur'ân yolunda, cennet istikametinde, Allah sevgisiyle, emin adımlarla yürüyünüz!

îman nurundan mahrum kişilerin yolu olan inkâr ve cehennem yoluna sapmayınız!

Günahların hücumuna îman ve takva silahıyla karşı çıkınız!

Sünnet-i Seniyye siperine giriniz!

Kur'ân'm muhkem kalesine sığınınız!

Kalbinize îman hakikatlarını doldurunuz!

Sakın günah ve haramlarla hayatinizi zehirlemeyiniz!

Kur'ân'ın nur akan nurlu çeşmesinden kana kana iman şerbeti içiniz! Evlatlarınıza da içiliniz!

Unutmayınız ki:

İki cihanda saadetiniz Kur'ân hayatı yaşamakla mümkündür.

Önünüzde iki yol vardır:

Biri îman, biri inkâr... Biri cennet, biri cehennem yoludur.

Akla kapı açılmış, bunlardan birini seçmek size bırakılmıştır.

Aman yanlış tercih yapmayasınız! Bu imtihan bir daha açılmayacaktır!

Sözlerin en doğrusu Kur'ân'dır! Yolların en güzeli, Allah Resûlü'nün nurlu yoludur!

İmanlı ve faziletli kardeşlerim!

Kâinatın Efendisi, ebedî rehberimiz, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Efendimiz Ramazan Bayramı'nı anlatan bir hadîs-i şerifte bayrama namaz ve fitre vermekle başlamamızı ders veriyor.

Namazdan önce fitreler verilmiş olmalıdır. Fakirleri ve yetimleri sevindirmek ne güzel bir ibadet, ne güzel bir bayramdır!

İşte bayram böyle olur! Gözler gülüyor, dudaklardan tebessüm eksiltmiyor, yardımlar yapılıyor, dargınlar barışıyor, çocuklar sevindiriliyor. Müslümanların bayram anlayışı budur.

Bizleri cumalarda, bayramlarda, hergün beş vakit namazda biraraya toplayan dinimiz, birlik ve beraberlik dinidir. Sevgi, hürmet ve şefkat dinidir. Büyüklere hürmet, küçüklere şefkat, akraba ve hastaları ziyaret, bayramlarda yapacağımız başlıca vazifelerimizdir.

Dargınlar barışmalı; kalplerimiz muhabbet, uhuvvet ve şefkatle dolup taşmalıdır. Bu hususta rehberimiz, şefkatli Peygamberimiz'dir (sav).

Bayram günlerinde zengin Müslümanları fakirlerin yardımına davet ederken bir taraftan da yetimlere sahip çıkar, onları himaye ederdi.

Babası bir savaşta şehid olan, kimsesiz kalan Abdullah adında bir çocukla alâkadar olmuş, eve götürmüş, bütün ihtiyaçlarını temin etmiştir.

Bayram yardımlaşmanın en güzel misalleriyle süslenmelidir.

Allah rızasını kazanmaya vesil olmalıdır.

Gafletten uzak, zikir ve ibadetle geçirilmelidir.

Bu mânâda bir bayram geçirmenizi Rahmet-i Rahman'dan niyaz ederim.

Bayramınız mübarek olsun!

Ramazan Bayramınız Mübarek ve Hayırlara vesile olsun www.brisin.tr.gg sitesi




Arefe ve Tevriye Günü

Ä°lgili resim

Arefe günü, Hazreti Âdem (as) ile Hazreti Havva'nın Arafat'ta buluştukları gündür.
Tevriye, arefe gününden bir önceki güne denir. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle, buyurmuştur:

"Tevriye günü oruç tutan ve günah söz söylemeyen Müslüman cennete girer."

Bugün tutulan oruç, bin gün nafile oruca bedeldir. Aynca geçmiş ve gelecek yılda yapılan tövbelerin kabul olmasına da sebep olur. Arefe günü oruç tutmak da çok sevaptır. Resulullah (asm) şöyle buyurmuştur:

"Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselâmdan, Sûr'a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır."

"Arefe günü tutulan oruç, bin günlük nafile oruca bedeldir."

"Aşure günü orucu bir yıllık, arefe günü orucu da, iki yıllık nafile oruca bedeldir."

Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihâd için verilen iki bin ata bedeldir."

"Arefe günü tutulan oruç, biri geçmiş, biri de gelecek yılın günahlarına kefaret olur."

Arefe günü özellikle bin adet İhlas okumak büyük zatlar tarafından tavsiye edilmiştir. Hadis-i şeriflerde İhlas sûresini okumanın kul borcu hariç diğer günahların affedilmesine vesile olacağı söylenmiştir.

"Arefe günü Besmele ile bin İhlas okuyanın günahları affedilir ve duası kabul olur."

"Peygamber (asm) arefe akşamı ümmetinin affedilmesi için dua etti. Duasına, 'Muhakkak ki ben zalimden başkasını mağfiret ettim.' diye cevap verildi. 'Zalimden ise mazlumun hakkını alırım.' buyruldu. Resul-i Ekrem:"

'Ey Rabbim, dilersen mazluma cennette mükafatını verir zalime de mağfiret edersin.' diye dua etti ise de Arafat'ta bu duasına Allah Teâlâ'dan kabul gelmedi. Sabah vakti Müzdelife'de aynı duayı tekrarladı. Bu defa duası kabul edildi. Resulullah memnuniyetinden ve sevincini belli ederek güldü. Bunun üzerine Ebu Bekir ve Ömer (ra):

'Anam babam size feda olsun, bu saatte siz gülmezdiniz, sizi güldüren nedir?' diye sordu. Resulullah (asm):

'Allah'ın düşmanı İblîs, Allah Teâlâ'nın duamı kabul ederek ümmetimi affettiğini anlayınca, toprağı alıp başına çalmaya ve "vay sana helak oldun" diye feryada başladı. İşte Şeytan'ın görmüş olduğum bu feryadı beni güldürdü', buyurdu."

Arefe gününe saygılı olmalı, o gün hacılar Arafat'ta vakfe yapıp dua ederken, manen onların yanında olduğumuzu hissederek dualarına iştirak edilmelidir. Böyle bir günde bizi günaha sokabilecek her şeyden uzak kalmak gerekmektedir.Günümüzde arefe, bayramın bir önceki günü olduğu için dünyalık telaşların en yoğun olduğu bir gün olarak yaşanmaktadır. Oysa ki arefe insana verilen en kıymetli vakitlerden biridir. Bugünler ibadet ve affedilme günleridir. Hacıların Arafat'ta "Lebbeyk (Buyur Rabbim)" diyerek dil, ırk, ten ayırımı yapılmaksızın bir araya geldiği mahşer gününü hatırlatan, kulluğun Allah Teâlâ'ya dualarla, telbiyelerle arz edildiği en kıymetli zaman dilimidir. Resulullah (asm) şöyle buyurmuştur:

"Duanın faziletlisi, arefe günü yapılanıdır." (Beyheki)

"Allah Teâlâ, arefe günü kullarına nazar eder. Zerre kadar imanı olanı affeder."

Allah Teâlâ bazı geceler duaların reddedilmeyeceğini Peygamber Efendimize (asm) bildirmiştir. Rahmet kapılarının açıldığı dört mübarek gece şunlardır:

1. Fıtr (Ramazan) Bayramı gecesi,
2. Kurban Bayramı gecesi,
3. Terviye gecesi (Zilhicce ayının 8. gecesi),
4. Arefe gecesi, (Isfehani)

Arefe gününü ve gecesini ibadetle geçirmek çok faziletlidir. Arefe gecesini ibadetle geçirenin cehennemden azat olacağını müjdeleyen rivayetler vardır. Arefe günü günahlardan uzak kalanın da bağışlanacağı Resulullah (asm) tarafından müjdelenmiştir.

"Arefe günü Resulullahın (asm) yanında bulunan bir genç, kadınları düşünüyor ve onlara bakıyordu. Resulullah (asm) eliyle birkaç defa gencin yüzünü kadınlardan çevirdi. Genç yine onları düşünmeye başladı. Resulullah (asm):

'Kardeşimin oğlu, bugün öyle bir gündür ki, bugünde herkesin kulağına, gözüne ve diline sahip olursa günahları bağışlanır.' buyurdu." (Müsned)

Arefe Günü Yapılması Tavsiye Edilenler:
1. Arefe gününün sabah namazının farzından sonra teşrik tekbirleri getirilmeye başlanmalıdır.
2. Arefe günü oruç tutulmalıdır.
3. Arefe gününe hürmet edilmeli, günaha girmemeye dikkat edilmelidir.
4. Arefe günü çok dua ve istiğfar edilmelidir.
5. Arefe günü 1000 âdet İhlas-ı şerif okunmalıdır.



Kadir Gecesi
En nurlu ve feyizli geceyi Kadir Gecesinde idrak ederiz. Kur'ân'da adı geçen tek ay Ramazan ayıdır; tek gece de Kadir Gecesidir. Bu bereketli saatlerin şeref ve kıymetini Kâinatın Rabbi Sevgili Habibine haber vermektedir. Bu gecenin faziletine o kadar değer verilmektedir ki, o vakitlerde tecelli edecek rahmetin ve ruhanî hâdiselerin anlatılması için müstakil bir sûre inmiştir. Bu sûre Kadr Süresidir.

Yine Cenâb-ı Hak bu gecenin kudsiyetini bildirmek için beş âyetli bir sûrede üç defa "Leyletü'l-Kadr" ifadesini açıkça zikretmektedir:

"Şüphesiz, o Kur'ân'ı Kadir Gecesinde indirdik. Bilir misin, Kadir Gecesi nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır."

Ulvî hâdiseler de sûrenin sonunda şöyle ifade buyurulur :

"O gecede melekler ve Cebrail Rablerinin izniyle her iş için arka arkaya iner. O gece, tan yerinin aydınlanmasına kadar bir selâmettir."

Kadir Gecesinin en önemli özelliği, cin ve insanlara iki cihan saadeti bahşeden, kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerimin bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra ise ihtiyaca göre âyet âyet veya sûreler halinde vahyin mazharı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselama Cebrail (a.s.) vasıtasıyla takdim edilmiş olmasıdır.

Yine bu mübarek gecede insanlığın ebedî refahına sebep olacak, ona bereketli bir ömrü kazandıracak bir fırsat verilmektedir. Bu geceyi dua, zikir ve ibadetle geçiren kişi, ancak seksen sene gibi uzun bir ömürde kazanabileceği ecir ve sevabı bir gecede elde etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır.

Bu gecedeki İlâhî ziyafete ve Kur'ânî sofraya başta Kur'ân-ı Mübini Resulullah Aleyhissalâtü Vesselama vahiy yoluyla getiren Cebrail olmak üzere melekler de inerek şenlendirirler. Kalb ve basîreti açık olan mü'minlere uhrevî âlemden manzaralar sergilenir. Meleklerin pey der pey inmesiyle yeryüzü manevî bir tazyike maruz kalır. Dünya adetâ onlara dar gelmeye başlar. Mü'minlerin etrafını kuşatarak onlara Rablerinin bağış ve rahmetini müjdelerler. Tan yeri ağarıncaya kadar devam eden bu ulvi tecelli, ümmet-i Muhammed'in gönüllerine engin bir huzur ve saadet dalgası estirir.

Kadir Gecesinde böyle nurlu hâdiselerin yıldönümlerini idrak ederiz. Onun kadrini bilmekle de feyiz ve bereketinden, dünyayı kuşatan nuranî havasından istifade etmiş oluruz.

Bin aydan hayırlıdır denmesinin hikmeti nedir?

"Bin ay" seksen üç sene dört aylık bir süreye tekabül eder. Geçmişteki salih kimselerin bir ömür boyu kazandıkları manevi mertebeyi bir gece içinde elde etme fırsatıdır. Resulullah (a.s.m.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silâhlı olarak cihat ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca şaşırdılar ve kendi amellerini az, gördüler. Bunun üzerine Kadir Suresi indirildi.

Başka bir rivayette Peygamberimiz Sahabilere İsrailoğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı. Sahabiler bunu hayretle karşıladı. Cebrail Aleyhisselâm geldi, "Yâ Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete düştüler. Allah sana ondan daha hayırlısını indirmiştir" diyerek Kadir Suresini okudu ve, "İşte bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır" buyurdu.(1)

Diğer bir rivayette Resulullah'a bütün ümmetlerin ömürleri gösterilmişti. Kendi ümmetinin ömrünü kısa görünce, ömrü uzun olan ümmetlerin amellerini düşündü. Kendi ümmetinin bu kısa ömürlerinde yaptıkları amellerle onlara ulaşamayacakları endişesi içinde üzüldü. Yüce Allah da Habibine, bu üzüntüsüne mukabil Kadir Gecesini vererek diğer ümmetlerin bin yılından daha hayırlı kıldı. (2)

Kadir Suresi bu hadiseler üzerine nazil olmuştur. Bu sure, sahabilerin üzüntüsünü hafifleten bir suredir.

Kadir Gecesinin Bu Kadar Faydalı Olmasını Nasıl Açıklarsınız?

Evet bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, Kur'an'ın bildirmesiyle bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra kat'i bir delildir. Evet nasılki bir padişah, saltanatında belki her senede, ya tahta geçme merasimi namıyla veyahut başka bir şaşaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Halkını, o günde umumî kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini, has teveccühüne mazhar eder. Öyle de: Ezel ve Ebed Sultanı olan onsekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal'i; o onsekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlîşanı olan Kur'an-ı Hakîm'i Ramazan-ı Şerifte indirmiş. Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, Cenab-ı Hakk'ın hikmetinin muktezasıdır. Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, adî ve hayvanî meşguliyetten insanları çekmek için oruca emredilecek.

Neden "Kadir" Gecesi?

Kadir Gecesi hüküm gecesi demektir. Duhan Suresinde açıklandığı üzere İlâhi takdirce belirtilen hükümler Kadir Gecesinde ayırd edilir. Bu anlamda Kadir Gecesine takdir gecesi diyenler de vardır. Aslında eşyanın, işlerin ve hükümlerin miktar ve zamanları ezelde takdir edildiği için burada söz konusu olan takdir, önceden tespit edilen kader programının yerine getirilmesiyle ilgili planların hazırlanmasıdır. (3)

"Kadr" kelimesinde "tazyik" manası da vardır. Buna göre o gece yeryüzüne o kadar çok melek iner ki, dünya onlara dar gelir.

Bir hadiste, "O gece yeryüzüne inen meleklerin sayısı çakıl taşlarının sayısından çok daha fazladır" buyurularak buna işaret edilir. (4)

Kadir Gecesinin Ramazan'ın hangi gecesine rastladığı hususunda pekçok rivayet olmakla birlikte, Ramazan'ın son on gününde aranması tavsiye edilmiştir. Bazı hadis-i Şeriflerden de 27. gecesine denk geldiği bildirilmektedir. "Onu yirmi yedinci gecede arayınız" mealindeki hadis bu hususa işaret etmektedir. (5)

Bu rivayetlerin ışığında, İslâm âlimleri Kadir Gecesinin Ramazan'nın yirmi yedinci gecesi olarak kabul etmiş ve böylece Müslümanlar o geceyi Kadir Gecesi niyetiyle ihya edegelmişlerdir.

Bunun için mü'minler mümkün mertebe, vakit ve imkânları ölçüsünde Kadir Gecesini değerlendirmeye çalışırlar. Uyku ve istirahatla geçirmemeye gayret ederler. Çünkü bu gecede herbir Kur'ân harfine otuz bin sevap verilmektedir. Diğer ibadetlerin sevabı da o nisbette artış göstermektedir.

Kadir Gecesini değerlendirmek ve o vaktin feyiz ve bereketinden istifadeyi arttırmak için namaz kılınır, Kur'ân okunur, Kur'ân tefsirleri mütâlâa edilir. Zikredilir, salavat-ı şerife getirilir. Dualar edilir, Allah'a niyaz ve tazarruda bulunulur. Fakir ve kimsesizler doyurulur, bol bol sadaka verilir. Hâsılı her vesileyle vakit nurlandırılır. Kadir Gecesinin getireceği büyük kazanç hakkında rivayet edilen hadisler en güzel teşvik mahiyetini taşımaktadır.

"Kim inanarak, sevabını ancak Allah'tan bekleyerek Kadir Gecesinde kıyam üzere olursa (uyanık kalıp ihya ederse) geçmiş günahları affedilir." (6)

Bu gecede nasıl dua edelim?

Bunu da Hazret-i Âişe (r.a.) vasıtasıyla yine Peygamberimiz (asm)'den, öğrenelim:

"Dedim ki, 'Yâ Resulallah, Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?' Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam;

"Allahümme inneke afüvvün tuhibbü'l-afve fa'fu annî (Allah'ım, sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle) dersin.' buyurdu."

Kaynaklar:

1) Hak Dini Kur an Dili. VI/4592.
2) Muvatta. İtikâf:6.
3) Duhan Suresi, 3.
4) Hak Dîni Kur'ân Dili, IX/5970.
5) Müsned, II/27.
6) Buhari, Siyam: 71.
7) Tirmizî, Daavât, 84; İbn Mâce, Duâ, 5)



RAMAZAN MÜJDESİ

Ramazan'ın ilk günü ile birlikte nur ve feyiz dolu bir mevsimi yaşamaya başlarız. Kâinat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nurânî bir hava ile dolup taşar.. Ulvi âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü'minlerin çevresini sarar. Rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri getirir, Ramazan ayı...

Mukaddes kelâmın nazil oluşunun yıldönümünü mü'minlerle birlikte cinler, melekler; ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen âlemlerde tam manâsıyla bir bayram havası yaşanır.

Bu ayın Cenâb-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş tecellilerini bu aya tahsis eder. Başta Kur'ân-ı Kerim olmak üzere! Tevrat, Zebur ve İncil gibi diğer semavî kitapların da bu ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini artıran diğer bir husustur.

Mü'minlere İlâhî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek değerlendirme, Rablerine olan kulluk derecelerini gösterme, Ona muhatap olabilme gayreti içine girerek tam bir ihlâs ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.

Bu gayretin neticesi elbette karşılıksız kalmayacaktır. Oruç tutup, Ramazan ayını bir kulluk şuuru içinde geçirenler tatlı bir ânı yaşadıkları, huzura erdikleri gibi pekçok nimete de mazhar olurlar.

Ubâde bin Samit anlatıyor:
Ramazan ayının başladığı bir günde Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:

"İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah'ın rahmeti sizi kuşatır. O ay, yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder. Öyle ise kulluğunuzla kendinizi Allah'a sevdirin. Asıl bedbaht olan da, bu ayda Allah'ın rahmetinden nasibini alamayandır."(1)
Ramazan her yönüyle bir ibadet mevsimidir. Her mü'min namazı, orucu, iyilikleri hizmetleri ve duâsıyla bu rahmet ve bereketten nasibini almaya çalışır. Bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğu günahları için Allah'tan af diler. Rabbine niyazda bulunur.Cenâb-ı Hak da kulunun bu samimi dua ve niyazını karşılıksız bırakmaz, günahlarını affeder, rahmetine garkeder.Ramazan ayının kudsiyet ve bereketini bildiren şu hadis-i şerifi birlikte okuyalım. Peygamber Efendimiz geniş anlamda bu hususu dikkatimize vermektedir.

Selmân-ı Fârisî (r.a.) anlatıyor:
Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam Şaban ayının son günlerinde bize irad ettiği bir hutbede şöyle buyurdu:
"Ey insanlar büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır.
Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer.
Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir.
Bu ay yardımlaşma ayıdır.
Bu ay mü'minlerin rızkını arttıracak aydır.
Bu ayda her kim oruçlu bir mü'mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden kurtulmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur
."

Ashâb-ı Kiramdan bazıları, "Ya Resulallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz" dediler.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü'mine iftar ettirene de verir" buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:

"Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.
Bu ayda kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse, Allah da onu affeder ve Cehennemden uzak tutar.
Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasleti fazlasıyla bulundurmaya çalışınız. Bu dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisinden ise hiçbir zaman ayrı kalamazsınız.

Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, kelime-i şehadete devam etmeniz, diğeri de Allah'tan mağfiret dilemenizdir.
Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah'tan Cenneti istemek, diğeri de Cehennemden Allah'a sığınmaktır.
Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir
.(2)

Kaynaklar:
(1) et-Tergib ve't-Terhîb, 2:99.
(2) A.g.e, 2:94.

Unutarak Yemek, İçmek Orucu Bozar mı

Unutarak yemek, içmek orucu bozmaz. Peygamber Efendimiz, "Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir." buyurmuştur (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 17). Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra yeme-içmeye devam eden kişinin orucu bozulur.

Dini Hikaye
Kanaatkar Esnaf 
İlyas, çarşıda temizlik ürünleri satan bir esnaftır. Günlerden bir gün sabahın erken saatlerinde İlyas, dükkanını açıp temizlik yaptıktan sonra karşı esnaf komşusuyla bir müddet konuşur ve sonra kendi dükkanına geçer. İlyas’a, orta yaşlı kadın bir müşteri gelir ve bulaşık deterjanı ister. İlyas, müşterinin istediği ürün kendisinde olmasına rağmen ona “yok” der ve müşterisini karşıdaki aynı işi yapan komşusuna yollar. Esasında istenen ürün kendisinde vardır ancak kendisi o günün ilk satışını yapmış, karşı komşusu ise henüz satış yapmamıştır.
Komşu dükkana giden müşteri, ilk önce diğer dükkana uğradığını, ama orada istediği bulaşık deterjanını bulamadığını söyler. İlyas’ın ürün çeşitliliği ve stoku, kendisinden daha çok olmasına rağmen buna bir anlam veremeyen komşu dükkan sahibi, müşterisinin işini gördükten sonra, İlyas’ın yanına gelerek ona bulaşık deterjanının gerçekten bitip bitmediğini sorar. O da elinde var olduğunu, kendisinin siftah yaptığını, onun da bu sayede siftah yapmasını arzu ettiğini dile getirir.Onlar bu şekilde konuşurlarken, dükkanın kapısının önündeki kaldırımda hasbelkader bir arkadaşıyla karşılaşan müşteri, konuşulanlara kulak misafiri olur. İki gün sonra aynı kadın, İlyas’ın dükkanına yine gelir ve ona dua eder, “böyle insanlar var mı hayatta!” minvalindeki cümlelerle hayretlerini ifade eder ve yüklü miktarda alışveriş yapar.İlyas’ın dükkanının arka sokağında oturan, İlyas’ın annesi yaşındaki bu kadın sık sık yaptığı börek ve kurabiyelerle İlyas’ın dükkanına gelir ve temizlik ürünleri ihtiyacını ondan alır. Şu an bu kadıncağız hayatta değildir. İlyas ise temizlik hizmet sektöründe çalışmaya devam etmektedir.

Fıkra
Karagöz İle Hacivat: Buzağı
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşırlar. Karşılıklı selamlaşmadan sonra iş arayan Karagöz'ün moralinin bozuk olduğunu gören Hacivat, ona derdini unutturmak için, bilmece sormaya karar verir:
" Karagözüm, sana bir bilmece sorayım da cevabını ver. Öküz altında ne arıyor derler? "
Karagöz: " Tavşan arıyor derler. "
Hacivat: " Olmaz, tavşanın öküzle ilgisi yok. "
Karagöz: " Tilki arıyor derler. "
Hacivat: " Tilkinin öküzle hiç ilgisi yok. "
Karagöz: " Kurt arıyor derler. "
Hacivat: " Kurt öküz altında aranmaz. Öküz bunu babası, inek bunun annesi. "
Karagöz: " Koyun bunun amcası, keçi bunun dayısı. "
Hacivat: " Hani o şey büyür dana olur, tosun olur. "
Karagöz: " Dana olur, tosun olur. "
Hacivat: " Tamam, dana dedin, dananın küçüğü. "
Karagöz: " Küçük dana . "
Hacivat: " Hah, küçük danaya ne derler? "
Karagöz: " Dana küçük. "
Hacivat: " Karagözüm, galiba bilemeyeceksin. "
Karagöz: " Ben bilemezsem sen bil. "
Hacivat: " Buzağı arıyor derler. "
Karagöz: " Hı? "
Hacivat: " Öküz altında buzağı arıyor derler. "
Karagöz: " Ben onun öyle olduğunu biliyordum ama aklıma gelmedi. Sorunun cevabı buzağı. Bildim mi? "
Hacivat: " Bildin Karagözüm, bildin. "
Karagöz: " Bilemesem şaşardım. Bu soru kolaydı. Zor sorsan onları da bilirim. "
Karagöz' ün güldüğünü, neşelendiğini gören Hacivat sevinir. Karagöz'ü de sevindirmek ister ve ona pazar yerinde hamallık bulur. Günün geri kalan kısmında sandıkla portakal, limon taşıyan Karagöz akşamüstü kazandığı iki akçeyle evinin yolunu tutar.

Kaynaklar Sorularla İslamiyet 






Bugün 39 ziyaretçi (83 klik) kişi burdaydı!
Copyright © 2010 - 2016 Brisin
Tüm Hakları Saklıdır | Bedava-Sitem
Tema: Tasarimkurdu


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=